[Ana Sayfa ] [Siir][ Antoloji ][Genc K ] [Makale] [Deneme] [Oyku] [Fotograf] [Felsefe] [Forum][Tiyatro] [Sanat ] [Haber ] [Sinema ] [Kitap ] [Muzik] [Ziyaretci Defteri]


Murathan Mungan

251 YORUM

Çöl Terzisi

kendim diktim düştüğüm
yolların hırkasını
eğnimi onlarla eksilttim
sabrını beklediğim kuyulardı yeminli ay vakti
talibi olmadım heykelimin
bildim kumdan yapılmaz çölün heykeli
vahamı kendim diktim
kendim diktim hikâyelerimi
yırtığını söküğünü onulmazın, hayatın
adımı ben sananlara
ne yazsam
duyulmaz sesim
herkesin zamanından başka türlü geçerim
bana adımdan yapılan zaman
aldı beni
madem seslendim dünyaya
madem imzamı verdim
benden geri çekildi çoğaltılan suretim
yazdıkça bildim:
zamanın malıyız hepimiz
düğümlüyüz bağlıyız
azımız çoğumuz
ne kadar sevsek o kadarız
çok kısa görünen hayat
çok uzundur aslında, çünkü
kaderi çok az çıkar insanın karşısına
çöle vursa da kendini, adanmış bir iç kale sanatına
karşılaşmalarla kısalır insan hayatı
çıplaktım, acıktım, bana inen yıldırımdın
yakın geçersin sandım, vurdun geçtin beni, baktım:
dokunmadın bile bana
kavurup bıraktın ve yeniden uzakta bir yıldızdın ansızın.

yeni terzim, mutlak serabım, aklımda senin adın
başka bir hırkaya başladım, yolum aynı
aşkım uçsuz bir çöl, ben kum kadarım

Bana Zamandan Söz Ediyorlar

Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle
yeniden kucaklaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla
başetmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.

Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız.
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır
anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın
şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı
halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır...
Ateşte Unutulmuş Ferman

herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar
kendi külünde söner bütün rüzgârlarına yazıldığın akşam

ateş tadında kum tadında kalarak
derinleştirir bazı ayrılıkları zaman

al ağrını git buradan
en uzun eylülü ömrümüzün

uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur
ne göğsündeki kaplan

seçilmiş taş milyonlarca taş arasından
başını vurduğun
çok gençti genç olmak için bile
kendi zamanına muhtaç
kendiyle dalgın

daha yolun başında görülüyordu
menzilindeki noksan

ömrünce sızlayacak
kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman

Alacânım

Usmanova'nın bir şarkısını dinlerken,
ah, nerde benim altından avaze sesim!
yankısı bir duvara gömülmüş testide kaldı
avaze sesim!
şimdi başkalarının kalplerinde yankılanan
bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı
feryattan kimseler ölmez, denirken
duvarlardan geçtim
artık kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi
şimdi kulağını dayadığın duvarda inleyen testi
bir zamanlar feryatlarda unuttuğum avaze sesim!

alacânım,
mil yeşili gözlerin
dindirdi gözlerimi
kaç körü birden öldürdün bende
mahsur kaldım, eksik oldum, kapına düştüm
ben yandıkça
ezber ettin ayazın demirini
alacânım,
indi mi göğsüne heves?
hangi duvarın halısında
gördün, bildin, vurdun beni
kaç ormandan geçti
içinde kaybolduğumuz o büyük takip
içimizde bunca gurbet dururken
yol ettik uzaktaki sılayı
şimdi buradayız
kanlar içinde
alacânım
indi mi göğsüne heves?
etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim
seyreldi tenim sahtiyan tarih
mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm,
alacânım,
indi mi göğsüne heves?

alacânım,
rahat et, ben gölgene ilişeyim
her belânı ben göreyim
yüreğimi ihbar et,
bana bir uçurum ver, gideyim
alacânım,
indi mi göğsüne heves?
biliyorsun adımın kıblesini
bir meşhur hafızla, meşhur bir şehvet
alacânım,
şuramda sinsi bir sızı
gel öldüğümü farz et
senden gelen her habere
canımdan uçurduğum şahin
pençesinde kaldı bileğim, yazım, harflerim
bir yanım onla uçtu, sende kaldı, ben bittim
alacânım,
indi mi göğsüne heves?

alacânım,
yakılmış bir köyün adıydı adın
görmedi kimse
içinde ben de yandım
o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman
nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman
Mardin'im, Midyat'ım
ah benim altından avaze sesim
kardeşlerimdi ölen de, öldüren de
aranızdaki duvarda
gömülü kaldım
etimden uçurduğum uçurum
meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum
bir hafızken eskiden
mecnun kaldım şimdi
aşktan, senden, kendimden
n'olur sevmeden öldürme beni
alacânım,
söyle, indi mi göğsüne heves?
Adı Dua Olan Sevgilim

Yedi rekât günah kıldım bedeninde
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uzak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız,
aşka âşina, acıya unutkandım

Er yüzlerde tavaf ettim bunca yıl kalb evini
Kırk yemin kurutmuştur sanırken içimin pınarlarını
İnanmadığım Allah'a
Senin yüzünde inandım
Adı dua olan sevgilim
Yandım yandım yandım

Sessizliğe borcum var birkaç kelime,
Sessizliğe borcum var birkaç feryat,
Sessizliğe borcum var birkaç çığlık,
Sustum, yıllarca sustum kan içinde
Ödeyemedim borcumu onca şiirle
Adı dua olan sevgilim
Yandı ruhumun gömleği
Yedi deryalar içinde
Aştım aştım aştım

Aslında sen yoktun
yalnızca bir duayı sevdim ben
varlığın yalanımdı
aşktım aşktın aşktı
geçti gitti hepsi
geçti gitti işte
dudaklarım kilitli
yasin yasin yasin

Çok şükür ölmeden
son duamı ettim ben
Allah beni tek etti
Kendi dağımı kazdım defterime
Gün geldi burdan da gittim


NİLGÜN MARMARA

0 YORUM

BEZGİN YÜREK

Bezgin yürek, ölgün kum fırtınasında.
Bitsin demiş, ben eksiğim
Hoşça kal!

Göğsü açelyalarla aklanan alanları özler
Ayak bilekleri serin suların
Arı denizlerde sesinle kucaklaşarak özler

Geçmişi unutarak kutsanın demiş bir çölde
Ben öyleyim
İyi olun!
Biter demiş
Ama özleyin.


GEÇMİŞ YÜKÜ


Renkleri çıkarmayı beklemiştim,
bir ilişkinin renklerini,

Şimdi uçuk da olsa, yüz yüzeyiz.
Geçmiş ağırlığının kalıntıları
Sevinçten çok acıdan dokunmuş çocukluk giysileri,
Seni örtüyor, beni örtüyor,
Günden ise...
O her zaman uzaktı!

Geriye mavi bir taş, belirsizlikler taşı,
hüzünlü kabuk kalıyor yine!



ANCAK YAZGIDIR BU!


Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
Şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?
Üzüntün senin hangi çağrışımlara uzandı

Geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,
deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
Titreyerek uçurulan köpükten balonlar,
anlık aşkın tasarımlar mı?

Diledim mi yanında tümden var olmayı an için
ve birkaç sonrasında hiç yokmuşçasına
beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan
başkaca?



Yok böyle birşey yok!
sisi varlığının hüzün kanıtı bir vaktin
Beni aşağılayan sarsan
Aşan bizleri mor birliktelik.


BURADA DAHA NE KADAR
Burada daha ne kadar öleceğim?
Yeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu haraca
kestiğiniz yerde? Ben size alışamam.
gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzünüzün yokoluşu.
"Ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada."
Öylesine yoksulluk, bir aşk düşünün sihirli hiç karşılıksız...

Ağlıyorduk. Ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle
düşünüyordum size dokunurken. Siz bu ıslaklığı tanıyordunuz,
düşümde böyle düşünüyordunuz. Nasıl biliyorduk, nasıl?
bu gözyaşlarının susulmuş
her çığlık, beklenmiş her sevinç için,
onun için bu kadar akıcı, saran ve parlak...
WET: SORROW-
Delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor,
varolanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor.
Bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla
uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen
gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bir acıyla.
Onu sürükleyeceğim. Sürükleyeceğim ki, açığa çıkarılamayacak,
tanımlanabilir gün ve gecelere maledilemeyecek bir aşk

Yaslı yüreğimin utangaç itirafı: "SİZİ SEVMEKTE ÖLÜYORUM"

GİDERLERSE-GELİRİZ
Kim bilebilir yüreğin narin çırpınışında alıkonan sihirli geceyi
Biten arzu, yüreği yalanladığında
Nasıl'ı, nasıl niçin'e çevirmeli, ayırdetmeli gelmeyenleri
hep gidecek olanlardan;
Beklentileri bir yakaya iliştirmiş,
Bağlanmış duruyoruz ayakta…
Irmak örtülüyor. İzlenemiyor yönleri akışın.
Kaskatı bir devinimsizlikte, unutulmuş, yitik beden arzuları!
Aranan ve bulunamayan kaynakta gizli,
saydam mavi kavanozlarda deniz kabukları biriktirmek sanki...
Bir dilek, bir dilek: Gölgede kalan her kıpırtı
gerçeğe bir adım, güne uymaya başkaldıran bir adım olsun!

GİDERLERSE-GİDERİZ!


RAİNER MARİA RİLKE

0 YORUM

GECE Mİ TEK GERÇEĞİMİZ

Sen, dostum, yalnızsın, çünkü…
Biz sözlerimizle ve işaretlerimizle
Ağırdan kendimizin kılmaktayız dünyayı,
Belki de onun en zayıf en tehlikeli parçasını.

Kim işaret eder parmağıyla bir kokuyu?
Fakat bizi korkutan şeylerden bahsedeceksek
Tanırsın ölüleri ve bilirsin büyülü sözleri

Bak şimdi yapılması gereken birlikte dayanabilmektir parçalara
Sanki bütünmüşcesine
Güç olacak sana yardım etmek.
Her şeyden önce: sakın kalkışma beni kalbine ekmeye
Yoksa çok çabuk büyürüm, çiçek kadar çabukçacık.

ŞAİR

Ey, zaman, uzaklaşmaktasın benden
Şimdi
Yaralanıyorum
Her kanat çırpışınla
Ama kalınca yalnız
Söyle neye yarar ki
Dudaklarım gecem ve gündüzüm
Tek başına?

Yok bir sevgilim, yok bir bahçem
Ne de bir iklim
Ya da bir gökyüzü gönlümce.
Bütün kendimi adadıklarım
Ömrümce
Beni harcadılar benim sevgimle


Dylan Thomas

0 YORUM

Ah Caitlin Caitlin Caitlin sevgilim sevgilim, neredesin ve neredeyim ben ve niçin yazmadın ve seni seviyorum her gün ve gecenin her saatinin her saniyesi. Seni seviyorum. Caitlin. Bu iki hafta boyunca kaldığım bütün otel odalarında, her an seni bekledim. Neredeyse gelir, diyorum perişan halime, birazdan çıkagelecek odaya: yeryüzündeki en güzel kadın ve benim o ve ben onunum, dünyanın sonuna ve çok çok sonrasına kadar. Caitlin, seni seviyorum. Beni unuttun mu? Benden nefret mi ediyorsun? Neden yazmıyorsun? İki hafta kısa bir süre gibi gelebilir, ama benim için çok ama çok uzun ve sana olan hayranlığım kadar derin. İki haftadır burada, bu sıcak cehennemdeyim ve tek bildiğim şey seni beklediğim ve sen asla gelmiyorsun. Sevgili Cat, karıcığım, güzel Cat'im. Ve iki haftada bütün kokuşmuş yerleri dolaştım, Güney'in en ucuna kadar gittim: 14 günde 14 okuma sundum ve elimden geldiğince az harcıyorum, eve biraz para getirebileyim ve güneşli bir yerlere gidebilelim diye.

Şimdi New York'tayım yeniden, iki gündür, seninle kaldığımız odada. Son sevgi ve korkuydu bu, çünkü biliyorum bu odaya geldiğini ve tepeleme şekerlemeleri saklayıp seni bekliyorum - ışığı bekler gibi. Sonra birden burada olmadığını görüyorum; Laugharne'dasın, yalnız Colm'la birlikte; ve sonra ışık sönüyor ve seni karanlıkta görmem gerekiyor. Seni seviyorum. Lütfen, beni seviyorsan, yaz bana. Söyle bana, sevgili sevgili Cat. Sana zaten bildiğinden başka söyleyecek şey yok: En derinden âşığım sana, bildiğim tek derinlik. Her gün sıkıcı bir işkence ve her gece senin için yanış. Lütfen lütfen yaz. Seni düşünerek katlanıyorum bu berbat hale. Ne kadar berbat olduğunu söylüyorsun bana ve ben görebiliyorum. Ama Mallorca parasını kazanmış olacağım. Pelican'daki Ansiklopedi'den Mallorca'ya bak. Kederi ve yalnızlığı anlamadığımı sanıyorsun; anlıyorum oysa, birlikte olmadığımızda seninkini ve kendiminkini anlıyorum. Birlikte olacağız. Ve, istersen eğer, bir daha asla ayrı olmayacağız. Sana taptığımı söyledim, öyle; ama seni istiyorum da. Tanrım, geceler uzun ve yalnız.

SENİ SEVİYORUM, ah, sevgili Cat.


MARSLI SOYTARI

Bir gülün etinden, siz, iplik iplik;
Bir esrar sökseniz, bu kalbim midir..?
Gözyaşımdan kopup gelen bu sürme kirpik,
Açmış bir taçyaprak değilse nedir?

Büyülü bir yapraktan dökülmüş gibi,
Bütün kederimdir, bu bende, oyuk,
Bu oyuk göklerin dibinde miydi,
Yoksa neden bu kadar sessiz ve soluk?..

Düşünürüm bir an, yokluk bir parça;
Direnmem, her şeyden soğur bu ruhum,
İçine kapanmış rüyalarımla, güya,
Bu hepsi ebedi, hüzünleri korurum!..


Hasan Hüseyin Korkmazgil

0 YORUM

Akarsuya Bırakılan Mektup
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde simdi nerde simdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç


HİLMİ YAVUZ

0 YORUM

DOĞUNUN GURBETLERİ

Akşam en güzel masaldır
iyi anlatılırsa
Doğru olan herşeyde biraz
Öfke, biraz yılgınlık vardır
Der, bir kıssa
Câm incelince şarap da incelir
Yaşam acıdan kırmızıya
Ölüm hüzünden beyaza
Ve bir gül gelirse
Bu yol ayrımından gelir
mutlaka ve nasılsa
Kendi elimizle kurduğumuz gurbetten
Daha zor bir sürgün yoktur
Yaşasak da, yaşamasak da
Umuda ve sonbahara hüküm ki:
Gülün saltanat devrinden
Ne sevdikse bugünden
Ve ne kaldıysa dünki
Acıyı yakuta döndürsün
Hüznü döndürsün elmasa
Akşam en güzel masaldır çünki
iyi anlatılırsa


YOLLAR VE ZAMAN

Sen bir yalnızlığı koşup gittin de
Bir yerde buluşulur diye, belki de...
Elbet buluşulur, orda, o yerde...
Bir hüzün töreniyle kutlanır
Bulunur bir şeyler ve saklanır
Saklanan zaman mı, yoksa yol mudur
aranır bahçelerde ve şiirlerde?
Kim bilir ki dün'dür, ölgündür kalbimiz
Yollarsa her zaman biraz küskündür
yokuşlarda ve inişlerde...
Zaman'dır seni sardığım kumaş
Bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş...
Erguvandın, kayboldun dile gelişlerde


KÜÇÜK İSKENDER

0 YORUM

BİR MARTIYI AĞLATTIN SEN


Bir martıyı ağlattın işte
Bir çocuk garanti intihar eder artık
Kütür kütür küfrediyor gece imanıma
Bir yaprak kırılıp suya düşüyor
Su yaralanıyor su kanıyor şelale!

Ah nasıl titredim tensiz
Bir piyanist büküldü sanki
Kesişen ayrışık doğrular gibi
Çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
Öyle düzgün suna bir elyazısı
Yüzün yüzüme aksedince
Yüzün ayna alnımda
Yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

Bitmemiş bir ömrün yalanısın
Sen: kabuslarımın tabiri
Çocukluğumun arta kalanısın!
Öldüreceğim kendimi dudaklarınla
Dudakların etle, şehvetle seferber
Sen! Bana inen son kutsal kitap
Son fakir yatır
Son aciz peygamber!

Bir martıyı ağlattın işte
Bir çocuk garanti intihar eder artık

ARTIK KALBİM YOK


Artık kalbim yok ağladığımda sana
Düşündüğümde seni artık kalbim yok
Seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
Atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
İstediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
Küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
Fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
Köpeğine
Suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
Ve bekledim batmasını
Bekledim batmasını yanan bir gemi
Nasıl ağlayarak denize dökülürse

İstediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
Artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
Özlediğimde seni
Arta kalmış bir kalbim yok!
YOK!


HÜSEYİN FERHAD

0 YORUM

YALNAYAK VE TELAŞLI BİR YÜREKLE

Çıplak ayaklarına batar çakırdikenleri,
Kanatır yüreğini yaban gece,
Sinsi yalnızlıkların soğuk demiri
Küs gittiğin yollara gömülünce.

Yüzün solar telâştan ve ayazdan
Çiy taneleri buza dönüşür,
Yarasalar alır kaçar çeyizini elinden,
Rüzgâr seni hendeklere düşürür.

Ay yok. Uzakta yıldızlar. Dön geri
Korkarsın tek başına, arkadaşsız.
Ateşböceği kanatlarından bereler ördüm sana
Dön geri küçük kız.


TAHSİN SARAÇ

0 YORUM

ARAMIZDAKİ

Sevgilim sevgilim
Kuzey sanrısı gibidir
Geceyi beşe filan böler
Sonra ayılar hüzünden ölmez
Sevgilim sevgilim
Açlıktan ölür onlar

İşte bundan ötürü
Hüznü artık bir ayıya bıraktım
Sevgilim sevgilim
Bir ayıya
İster ormanda kullansın
İster buzdağında

Hayatın kutlu olsun sevgilim
Ki sana değişe değişe aktım
Kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
- uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında -
Sevgilim sevgilim
Bir orman gibi çoğal aramızda
Şehirden bir çocuk olarak şurda burda
Bir sabuntozu markasında köpürerek
Çınarın tutsaklığını
Ve menekşenin tutsaklığını
Ve menekşenin sevincini yaşa
Sevgilim sevgilim hüznüne yer var hayatımızda


Süreyya Berfe

0 YORUM

SEVGİLİ ARKADAŞIM

1. Gözlerinin rengi gibi Yüreğinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, ellerini gördüm önce Toplayan, düzelten, onaran ellerini
Dokunduğuna soluk aldıran Telâşlı, usta, sevecen ellerini

Geç anladım ve inandım Her gün daha çok inanıyorum
Ellerin, güzel işlerin karıncası Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak

2. Yüzünün rengi gibi Dudaklarının rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, özverini gördüm önce İçinden çavlan gibi dökülen özverini
Hep koşan, yürümeyi bilmeyen Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
Neye uzansa dirilten Susan, hüzünlenen, sıcak özverini

Geç anladım ve inandım Gün gün daha çok inanıyorum
Özverin, güzel işlerin arısı Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak

3. Derinin rengi gibi Sesinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, seni gördüm önce Gülen, yaşayan, bilen seni
Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan Durduğu yere can veren
Gönüllü, duyan, seven seni

Geç anladım ve inandım Şimdi daha çok inanıyorum
Sen, hayatın sevgilisi Saf olan her şeyin mayası
Sen, eşyalardan usanmış kalbime dayanak

4.
Sevgili arkadaşım benim Sana "sevgili arkadaşım" diyorum
Budur, bizim anladığımız sevdanın tanımı İşte sana bir aşk şiiri
İçinde "sevgilim" sözcüğü geçmiyorsa Suçun yarısı senin
Çünkü, ben de bize yaraşanların sözcüğünü değil
Kendisini seviyorum senin gibi


HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

0 YORUM

GERİ GELEN MEKTUP


Ruhun mu ateş,yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem,bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan,kendini gizler mi alevden?
Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu..

Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene,yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o güzel gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki,gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki, birer parçasıdır senden ilahın,
Gözler ki, senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla, gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki, yapılmış dişi kaplanla hüzünden...

Hasret sana, ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!

Hasret çekerek uğruna ölmek kolaydı,
Görmek seni göklerden eğer mümkün olaydı..
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!

Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma "Kaabil",
İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni, bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur,
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik…


İBRAHİM TENEKECİ

0 YORUM

ÜZÜLMEK İÇİN GEREKLİ MALZEMELER

Yaratılmışım demek sudan ve bahaneden
Ama kurumuyor bir türlü günlerin ıslattığı
Bu değil sadece beni derinden üzen
Bulanıyor gökyüzü taş atınca bir kuşa

Bir mümin gibi kapanmış dünya
Kendi aşkının ayaklarına
Ben de şayet aşkıma bir ırmaktan yağacaksam
Bu ırmağı yağdırandan razı olsun mu Allah
Söyleyin yağmura beni görmeye gelsin
Üstüme yağsın ve anlasın ki
Kusursuz olmak yakışmıyor insana.

Sessiz olmalıyız bir bıçak gibi
Çünkü biz buradan gidince gitmiş olmayız
Bir şeyler bırakırız belki bir kırık nesne
Evden çıkarken aynaya bakamayanlar utançtan
Güneşe bakar gibi bakarlar ona

Bir yaprağı kim çizer ağaçtan daha iyi
İşte gök, bu mavi kumaştan dik ikimize bir elbise
İşte aşk, yüz vermeyen her tebessüme

Oysa bizim gibi değil onlar
Gidenler gidiyor gidenler gidiyor gidenler…
Mevsimleri kapatıp giden kuşlar gibi
Gidenler gidiyor gidenler gidiyor gidenler…
Oysa biz öyle değiliz
Benim hüzne yetecek malzemem var
Giderken bırakırım belirsiz bir nesne, yani gitmiş olmam
Gittimse aşk için kaldımsa aşk için
Öldümse aşk için döndümse aşk için
Ben şimdi bu şiiri harf harf yazdımsa aşk için
Unutulmak için uyuyanlar ne bilsin
Yaratılmışım demek sudan ve bahaneden


HÜSEYİN AKIN

0 YORUM

GELGELELİM

Çoğalan bir uykuya dönüşsün diye güller
Kız, oğlanın yüzünde masumiyeti öptü
Tam sırası dedi kız yepyeni şarkıların
Oğlan kızın içinden geçen niyeti öptü

Artık kimse çalamaz bu şarkıyı bir daha
Birer birer açılır ‘gidebilmek kırları’
Olup biteni görür yaşamak denen katil
Gelgelelim göremez kanatlanırken aşkı

Hiç sürünmeden geçer selam gibi uzaktan
Kız seni kim yüreğinden böyle uzağa çekti
Elinde cesedini sürükleyerek oğlan
Kız beni kim yüreğinden böyle uzağa çekti


HAYDAR ERGÜLEN

0 YORUM

BENİ AŞKA TERKETTİĞİN İÇİN SEVİYORUM SENİ

Bir sır- çocuksun, yalnızca aşk açık sende
Ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka
Biri yok, gel, aşk istediği için varsın
Ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka
Biri yok, git, aşk istediği için yoksun

Ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun;
Ayrılık sana dönmektir, yeniden bana
Ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız
Gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe
Seni senden beni benden bağışlar birbirimize

Bir sır- çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın her şeyi
Burda değilsin, çoktun çekilmişsin
Ve seninle gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu yürekte
Çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum
Vefa aşk listesindeki ceza nöbetine

Bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni
Aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte
Kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun
Beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü
Zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü

Bir sır- çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni
Ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni


YARIN GECE

Yarın gece gideceğim bu kentten
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni

Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda
Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi
Ardımda usulca akan küçücük sular
Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle
Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim
Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı?
Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?

ZARF

Bu mektubu senin kalbine yolluyorum
El yazısıyla değil kül yazısıyla
Yazıyorum ilk defa güzel adını
Kardeşim benim kül kardeşim
Ancak bir rüzgâr postası taşır bu zarfı
Bu uzun havalarda, bu yanık havalarda
Hafiftin, zarfın üstündeki pul gibi uçucu
Şimdi öyle ağır ki külün
Temmuz yandı, şiir yandı, dil yandı
Külün daha uzun sürecek hayatından
Mektup yanar, zarf yanar, pul yanar bundan

BİZ

Kimsenin gözlerinde böyle bir kalp görmedim
Aramadım da bir daha sende bulduğumu bir başkasında

Kalbimle bir gülü doğrultarak bir ağrıyı tanımladım: aşk
Dil bir buluttur yağdıkça şiir olur
Bu şiiri yazarsam sanki o bulutun gözlerinden yaşlar boşanacak gibi mutluluk ve kederden
Sanki, sanki diye bir mevsimmiş anılar
Birbirine baka baka mavi iki bulutmuşuz da biz, çıkmazmış ikimizden bir mavi yağmur
Ve mavi bir umutsuzluktan kararırmış hayatımızdaki gül
Kararmış bir gül yağmurda heves bırakmaz, heves yarım kalırsa mavi de yarım
İki çocuktan hangisi cayarsa gül de yarım, yarım gülden kalan şiir başka gülde açılmaz;
Şiirlerle kimse anlamayacaktı zaten, bizim birbirimizden ne anladığımızı
Ve sen bile biz ne anlamıştık birbirimizden şaşacaktın
Nereye kaçsan; filmlere kitaplara şarkılara dokunuşlara öpüşlere
Hatırlatacaktılar. Hatırlayamayacak mıydın?

Oysa tek başıma en kalabalık arkadaşın olacaktım
İnsan arkadaşına benzer
Sen de bende kalabalıklaşacaktın
Öyle ki istila edecektik birbirimizi

Yağmur gibi Rusça konuşacaktık Bulut gibi Türkçe ağlayacaktık
Biz, iki çocuk kalacaktık, büyürsek dokunur diye gözlerimiz o güle

Konuşmadık Ağlamadık Dokunmadık! Biz, iki çocuk… Kalmadık!
Keşke burada olsaydın-Keşke burada olsaydım.

Ve şimdi bu şiiri benden sana gönderilmiş bir fotoğraf sayarsak
Birlikte okuyalım arkasını:
‘‘ canım arkadaşıma can’sız bir hatıra’’

GİDİŞİNE GAZEL

Gözlerin yağmurlarda ıslanmış
Gibi çocuk, gibi ışık, gibi sımsıcak

Çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
Sanki bana, sanki yine, sanki olur ya

Aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
Diye övgü, diye tutku, diye bağlılık

Heves uykudaysa ruh temiz ve çıplak gezinir
Gazel bundan, keder bundan, sır bundan

Hadi git yeni hüzünler yık kalbimize bu aşktan


İSMET ÖZEL

0 YORUM

YAŞAMAK UMURUMDADIR

Sabah şairin üzerine saldırıyor
Yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
Onun kalbi topraktan sıyrılıyor
Aşk dahi sıyrılıyor topraktan
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Rezil dünyanın
Duruyor elinde ayçiçekleriyle uzakta
Aşka ve adanmaya hazır kalbi
Aldanmaya değil ama
Kanında rüzgârlar etinde toprak
Irmaklardan yaslı bir selam alarak
Taşıdı kara gençliğini dağların damarından
Şair de saldırıyor fakat buruk: ey sevgili;
Kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
Gittin ama tamam
Dursaydı ne olurdu aşkımızın deltasında yüreğin
Ve acıyı anlamlı kılmaya yetecek yüzün
Şimdi ben atlara ve uzaklara hayranım
Kendi kanatlarının anlamını bilmeyen melekleri neyleyim
Ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya bana hain sevgilimdir artık.
Yaşamak debelenir içimde
Kırgın boş anlamsız biçimde
Yürüsem rahmet boşanacak içimden
Ve sana bir karşılık vereceğim
Anımsatan dudaklarımın yorgun ateşini
Sana bir karşılık vereceğim
Anımsatan parmaklarımın dizginsiz ateşini
Sana bir karşılık vereceğim
Birbiri üstüne yığılırken günler
Ey taşan suların imkânı
Ey taşan suların bekâreti sana
Bir karşılık vereceğim.

ÇÖZÜLMÜŞ BİR SIRRIN ÜZÜNTÜSÜ

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
Sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
Madenlerin buharından elde edilen büyü
Bazı ağır kitapların verdiği dinç duygular
Nelerse ki yaşamak sözünü imkânsız kılan
Nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala
Denedim.
Sorular sordum nice neşterleyecek olsa da cevapları
And içip ayna kırdım
Doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
Baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
Hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
Böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar
Çocuklarda.


İÇİMDEN ŞU ZALİM ŞÜPHEYİ KALDIR YA KENDİN GEL YA BENİ ORAYA ALDIR

Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
Ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
Kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
Onların yardımıyla dünyamıza acıdım.

Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.

Benimse dar
Çünkü dargın belleğim
Gücü yok bazı şeyleri taşımaya.

Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
Sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygılı

Erkek gövdesinde dolaşan bulutun gizi bu
Ne duraklarda beklemek bir gelmeyeceği
Ne fabrikalarda durmaksızın üretilmekte olan kahır
Olanca görkemiyle bende kabaran aşkı
Yetmez karşılamaya.

İnsanlar
Hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır

O pişman alınlarda ölüme yakın
Yanlış tanrılara kulluğun tövbesi vardır

Kadınların sahiden doğurduğuna inanmıyorum

Nicedir kavrayamam haller içinde halim

Demiri bir ismin gölgesinde eriyor iken gördüm
Bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
Su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
Duydum yağmurların gövdemden yağdığını.

Sen ol küçük bir kıvrımdan,
Bir gölgeden
Aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan

Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
Bir harfin başlattığı yangın ile söndüren

Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım

Öyle mahzun

Ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın

İçimden

Şu zalim şüpheyi kaldır

Ya kendin gel ya beni oraya aldır

Ki hüznün ciltlerinde

Adıma rastlanmasın


ASAF HALET ÇELEBİ

0 YORUM

MARİYYA

Lizboa
boa
simsiyah saçlı kadın Mariyya
bir masal söyle bana
kan nasıl çıkmadı baştan
o ölen kimdi Mariyya
öleni bilmem buna şarkı derler
lizboa
ben bir şarkıyım
atlas denizlerinden geldim
önümde dalgalar vardı arkamda dalgalar
dalgalar bitince
ben de biterim

MARİYYA

Çin kadar uzaklardan
Can kadar yakından
Sen bir masal kızısın
Dün Çin’den gelmiştin
Bugün Lizboa’dan
Yüzünde tarçın kokusu
Gözünde cîn
Bir gün buradan gidersin Mariyya
Can kadar yakın
Çin kadar uzak
Lizboa boyalı haritalarda kaplanır
Bir gün buradan gidersin Mariyya
Aynalarda seni ararım
Bu şehirde seni ararım
Bu dünyada seni ararım
Mariyya

MÂRA

Bilmemek bilmekten iyidir
Düşünmeden yaşayalım
Mâra
Günü ve saatleri ne yapacaksın
Senelerin bile ehemmiyeti yoktur
Seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
Ne seneleri
Yalnız seni hatırlarım
Ki benim gibi bir insansın
Tanımamak tanımaktan iyidir
Seni bir kere tanıdıktan sonra
Yaşamak acısını da tanıdım
Bu acıyı beraber tadalım
Mâra

Başım omzunda iken sayıkladığıma bakma
Beni istediğin yere götür
İkimiz de ne uykudayız
Ne uyanık


Paul Célan

0 YORUM

Paul Célan

SENDEN BANA UZANAN YILLAR

Yine dalgalanıyor saçların, ben ağlarken.
Örtüyorsun bakışını aşkın sofrasına:
yazla sonbahar arasında bir
yatak.
Ne benim, ne senin, ne de bir üçüncünün hazırladığı
içkidir tattığımız;
son ve boş bir şeyleri yudumlamaktayız.

Kendimizi derin suların aynalarında seyrederken,
daha çabuk uzatıyoruz birbirimize yok ellerimizi:
Gece, ta kendisi gecenin,
bırakıyor beni senin döşeğine.

SEN YATTIĞINDA

yitik anıların kumaşından bir yatakta ve
mavikara heceler arasında,
düşüncelerinin seline kapılan bir
gümüşbalığı gelir yüzerek, sapasağlam-
kendini ona açarsın.

vadelerle vade bitimleri,
üst üste sürünen bozuk paralar gibi,
birbirlerini ölesiye aşındırırlar,
sanki tenine işleyen,
kaskatı bir bozuk para yağmuruna tutulursun,
saniyelerin kılığında yüzüp, barikatlar kurarsın
düne ve yarına açılan kapıların arkasına -
fosfor parıltısıyla, sonsuzluğun dişleri gibi,
tomurcukların bir bir göğüslerin,
uzanan ellere karşı ve inen
darbelerin altında - : öylesine yoğun,
öylesine derin ve darmadağınıktır
gümüşbalığının ışıklı tohumları.

NEREDEYSE YAŞAYACAKTIN

Öyle, sanki işitebilecektin
Sanki seni hala sevdiğimi

Bir kez daha acım olacaktın
Kendine sadık

Sendin ölümüm
Tutabilirdim seni
Her şey düşerken elimden

Gelip saklan içime
Ölüm ve mutsuzluk bulamasın seni

Ama sen nasıl da
Öldürüp tüketiyorsun
Kendini bende

Gel kapla dünyayı kendinle,
Gel çözeyim ben de düğümlerimi
Gel benimle nefese ve onun da ötesine


RAFAEL ALBERTİ

0 YORUM

CANLI DOĞADA AŞK ANILARI

Biliyoruz sevgilim, şimdi
çevremizi saran şu görünüm
uyumuş gibi, ölmüş gibi;
ağaçların akıllarında bir şey kalmamış,
ve geceler çekip gitmiş unutuluşla,
kendilerini güzel kılan,
belki de ölümsüz kılan unutuluşla.

Ama eski mutluluğumuzu yaşamak için
bir yaprağın kıpırtısı bile yeter,
doldurmak için
bir zamanlar yalnız bizim olan o yeri
silinmiş bir yıldızın soluk alması yeter.
boşuna değil yanımda uyanışların,
o ölçüsüz yanımda uyanışların,
koruların dayanıklı yüreğiyle korunan
çitlenbik çalılarının arasında,
gizli böğürtlenlerin arasında.
Kırağıyla ıslanmış öpüşler var,
yatağını tazeleyen ince otlar,
saçlarını süsleyen peri kızları var
ve uykundaki dalların ufacık yeşilini
yağma eden esrarengiz sincaplar.

Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme,
o kör, ışıklı yılların kokusunu
minicik kıpırtısıyla bana getiren yaprak.
Ve sen tatlı gece; en simsiyah yerine
gizlenip meleğimle uyuduğumuz
o yatak odalarının üstünden
hiç eksiltme ayışığı.


OCTAVİO PAZ

0 YORUM

İKİ GÖVDE

İki gövde yüzyüze
bazen iki dalga
ve okyanustur gece.

İki gövde yüzyüze
bazen iki taş
ve bir çöldür gece.

İki gövde yüzyüze
bazen iki kök
dantellenmiş geceye.

İki gövde yüzyüze
bazen iki bıçak
ve kıvılcım çakar gece.

İki gövde yüzyüze
iki yıldız düşen
boş bir gökyüzünde.


LOUİS ARAGON

0 YORUM

LOUİS ARAGON

SANA BÜYÜK BİR SIR SÖYLEYECEĞİM

Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta, ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi

Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Buysa daha beterdir giderilmemiş istekten bitmez tükenmezcesine

Göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak, seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgilim dokunuşun ötesinde bugün sevgim

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Her söz dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bunun için diyorum ikide bir seni seviyorum diye
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme, benim bu konuşmam;
Ateşte şu tatsız gürültüyü çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Ve bilek söner yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşamüzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden

Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları

Ölmek daha kolaydır sevmekten

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Sevgilim

MUTLU AŞK YOKTUR

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Silahı alınmış erlere benzer insanın ömrü
Şimdi giysileri de yazgıları da başka
Sabahları erkenden uyansalar da
Akşam olunca yine aylak ve çaresizdirler
'Hayat bu' de geç gülüm gözyaşını harcama;
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım, sevgilim, kanayan yaram benim
İçimdesin, kanadı kırık bir kuş gibi sen
Bir gün, dalgın gözlerle kimiz, neyiz bilmeden bakan
Şu insanların, düşmeyecek dilinden
İri gözlerin için can veren sözcüklerim;
Mutlu aşk yoktur

Çok geç artık yeniden öğrenmek için yaşamayı
Tek ses olmuş ağlıyor yüreğimiz gecede
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur

Bir tek aşk yoktur acıya yönelmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur dünyada
Ama şu aşk ikimizin öyle olsa da

BIRAKIP GİTTİN BENİ

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği
bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden
başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için, ben yokken içini çektiğin için
ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen


DORUKLARIN UYKULAR ÜSTÜNE YÜKSELDİĞİ YER

Büyük kayalar bana dedi ki aramıza geliyorsun ama
Seni saran bir yürek yok mu hiç yeryüzünde
Başımı salladım ve öldü diye yanıtladım
Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.




KÜLLERİNDEN DOĞAN ANKA KUŞU


Şöyle yazılmıştı aşk üzerine
Yangın halinde yasak çıkış kapısı
Gökyüzüne de şunlar yazılmıştı
Yanılıyorsunuz buradan gidilmez
Ve geceye de şunlar yazılmıştı.
Gecenin üzerine hiçbir şey yazılmamıştı.




YİRMİ YIL SONRA

Terkedilmiş evlerin içinde dolaşırız
Şikâyetsiz fikirsiz zincirsiz ak çarşafsız
Aşktan dem vuran bir yaşamın görüntüleri içinde

Mekanik cümlelerin çağı yeniden başlar
Ve insan gururunu günün birinde boşlar
Yirmi yıl sadece bir çocukluk süresi
O günkü masumluğu bizimle yitip gitmiş olsa da
Ve bu iyiliğimizin sert cezası değil mi
Hiç hak etmediği?

Hem korku hem umutsun artık sen ey aşkım
Fakat hatırla mutlu geçen ışık dolu mevsimleri
Hiçbir kaybın olmadı bu artık sevmediğin delikanlıdan
Uzaklarda bir işaret gibi yoklara karışan bu delikanlıdan
Ama onu tanımadın da sen, o gölgeyi, o hiç’i

İnsan da değişirmiş gökteki bulutlar gibi
Yüzümde gezdirirdin tatlı tatlı elini
Ve alnım ışıkla dolardı sen okşadın mı
Tenin bir hazlar bahçesiydi yalnız ellerimin gezindiği
Oysa insan da değişirmiş gökteki bulutlar gibi

Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin
Yılların ardından da
Bu hüzünlü saatinde batan güneşin
Orda yitirmekteyim şiirimin ipini
Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi

Çünkü sana tekrarlamak istiyorum seni sevdiğimi
Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi


SENİN İÇİN

Hatırlarım bir zindanı hiçbir şeye benzemeyen hatırlarım binlerce şey
Hatırlarım ben bu gardan otobüsler kalkıyordu hatırlarım hatırlarım
Yalancı mıdır anılar her şey basit mi o kadar
Alev bilir ancak külün eskiden ne olduğunu
Kayıp melek senin için söylemekteyim işte bunları
Bu yangın anılarını



SÜREKLİ RANDEVU

Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum
Ve kızmasın sadece şişirilmiş yelken olanlar

Tarih ve aşkım hep aynı adımlarla yol alıyor
Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum
Benim için her kapı senin geçitin olsun
Her gök senin gözlerin
Giden bir tramvay hep bir şeyler götürür senden
Daha büyük bir rüzgâra karşı bulutlu bir havada
İstediğim gibi yazıyorum
Hem ne yapılabilir sağırlara
Kötü bir oyunda hile gibiyse şarkı söylemek onlar için

Hiçbir aşk yok bizim aşkımız gibi olsun
Bana yol göstermekteydi adımlarının izi
Güneş değil sendin ışıtan beni
Ellerinin renginden alıyorum şimdi güneşi
Aşksız güneş rastlantısal bir ömür
Aşksız güneş bu Dün’süz bir Yarın’dır

Ayrılıklar varsa çekip giden hep sensin

Tüm yürekler şimdi bizim için gözyaşı döküyor
Tüm yolculuklar aşkımızdan geçerdi
Yolunu şaşırdı şimdi tüm yolcular

Bu bizim aşkımızdır yol kapanınca sensin
Sensin sızlayan yürek adımlar ve gölgeler arasında
Sensin tek eldivene eş olacak eldiven

İnsanı solduran her bir düşünce sensin
Uzun uzun sallanan mendiller de sen
Sensin gemilerin güvertesinde giden
Ve akşam eşikteki sessiz itiraflar sen
Uykuda söylenen sözler ve tenimi ısıtan tenin

Şarkı söyleten ve susturan her şey sensin
Ve söylediğim şarkı da sensin, o büyük rüzgâr ile


GÖZYAŞLARI BİRBİRİNE BENZER


Hiç’ten de daha az bir hiç oysa hayat
Yine de güçlü işte

Ölmek gerekir orda
Aşkın tatlı süresinin sona erdiği yerde

Acı çektik
Ama değerdi
Hatırlandıkça öpüşler ve gülümseyişler

Oysa bak
Gözlerimin içinde tüm güzelliği
Solmuş güllerin

Bir büyük kara güneş yanıyor önümüzde
O sihirli anılar geçmişte kaldı işte

Şimdi gideceğiz biz ayrı ayrı yaşamaya
Bulut ve çiçek gibi birbirinden uzaklarda
Hiç’ten de daha az bir hiç oysa hayat
Sensizlik de senden bir anı işte



HAYATIMDAN YARATTIM
Hayatımdan yarattım tatlı bir yüzyüzelik
Orda her şeyin anlamı çifte

Gelen kaçıyor gün ise gece
Yokluk gelir akla uyku denince

Tüm gördüklerim terk eder ilk rengini
Senin sesini işitince

Söylediğin bir sözle ya da sustuğun
Karışır ışık ile gölge

Değişen gözlerin için çektiğim nedir tanrım
Ölümün ta kendisi neredeyse

Hem nasıl katlanılır bu duran vakte
İnanmak hala beni sevdiğine

Yürek birden bire kalmışsa bahçesiz
Canımın yarınları tükenmişse

Rica mica değil seviştiğimizi
Bağırmak var sadece

Bulut ya da rüzgar nehir ya da zakkum en korkunç acılar
Ne pahasına hem de ateşte olsa elim razıyım her şeye…



TERKEDİLEN

Gitme canımın içi hayatım benim
Gökyüzü yitiriyor renklerini sensiz
Tarlalar çöl bahçeler çiçeksiz
Gitme

Gitme rüzgârı gittiği yere
Bütün kuşlar uçuyor işte sensiz
Ve bütün geceler ölçüsüz endazesiz
Gitme

Gitme suyun kaybolduğu yere
Hor görerek mutluluğunu camların
Ve yeşil dünyasını ağaçların
Gitme

Sakın gitme kan gibi
Elime sıçrayan yara aşan bende
Sevgili gücüm güçsüzlüğüm işte
Gitme

Gitme ateşin kaçtığı yere
Oyun gücü azıcık tükendiğinde
Hemen kül olur o gitsin diye
Gitme

Gitme sakın bulutlara
Fırtınalar dostu koca çınarım benim
Senin cesaretinden ölebilirim
Gitme

Gitme sakın düşmana
Tenine ve yüreğine pusu kurana
Sadece gözyaşlarının belleğine inan
Gitme

Gitme hayınlık olur bu
Bu nutuklar bu törenler bu şarkılar
Ne yaptığımızı bilen insanlar
Gitme

Gitme sana söylenen yere
Büyük laflar dinleyip küçük adamlardan
Hayat ve mutluluk üzerine
Gitme

Gitme sakın çok uzağa
Dönemeyeceğin kadar uzağa
Sığın anılara ve pişmanlığa
Gitme

Gitme al yüreğimi
Öğretir o sana kalmayı
Öğretir bir yüreğe sımsıkı tutunmayı
Gitme
Al yüreğimi
SENİNLE BİR YASTIKTA

Pazar da olsa pazartesi de
Akşam ya da sabah gece yarısı öğle
İster cennette ister cehennemde
Aşklar benziyor birbirine
Dün’dü bunu sana söylediğimde
Bir yastıkta olacağız seninle

Evet bu dün’dü bu ise yarın
Yolum olarak bir tek sen varsın
Kalbimi verdim avuçlarında kalsın
Ne güzel yol alıyor seninkisiyle
Ama hepsi ömrü kadar insanın
Bir yastıkta olacağız seninle

Sevgilim varolan olacak yine
Gökyüzü bir çarşaf üzerimizde
Seni kollarımla kuşattım işte
Ve içim sevdanla pır pır etse de
Dilediğin istediğin sürece
Bir yastıkta olacağız seninle




İNANDIN SEN ONLARA

Sen inandın onlara kızgınlığının gecesine kadar
Sen inandın onlara ağzının susuşuna kadar
Sen inandın onlara sana yaklaşan toprağa kadar

Sen inandın onlara kendini bodoslama çarpıncaya kadar
Sen inandın onlara kendini hor görmeye başlayıncaya kadar
Sen inandın onlara kendini düşlerde yadsıyıncaya kadar

Sen inandın onlara kendi çığlıklarına inanmayacak kadar
Sen inandın onlara gözlerin kapanıncaya kadar
Sen inandın onlara korların son parıltısına kadar

Sen inandın onlara kendi gücünün en uç noktasına kadar
Sen inandın onlara yüreğindeki kan tükeninceye kadar
Sen inandın onlara onlar sana çentik atıncaya kadar

Sen inandın onlara ruhunun aldığı yaraya kadar
Sen inandın onlara kalbinin kapıldığı o büyük tuzağa kadar
Sen inandın onlara kendi gözyaşlarına inanmayacak kadar

Sen inandın onlara inancın bile kırıldığı yere kadar

İnandın sen onlara, inancın bile kırıldığı yere kadar

İnancın kırıldığı yere kadar inancın kırıldığı yere kadar

Ki orada yürek ne de ruh soluk alamaz


SON SÖZ


Boş eller ve gözlerle duruyorum yaşamın ve ölümün eşiğinde
Ve sesini duyduğum bu deniz;
Boğulanları geri vermeyen bir denizdir zaman
Ve benden sonra dağıtacaklar ruhumu, ezik düşlerim
Sözlerim şimdiden ıslak dudağımda
Bir yaprak gibi kuruyor işte

Bu dizeleri kollarım sonuna kadar açıkken yazacağım
Duyulsun kalbimin orda dört kez çarptığı
Geçeceğim boğazımı ve sesimi ve nefesimi ve şarkımı ölümü göze alarak

Bendim seçen bu çarmıha germe boyutunu vermeyi dizelerime
Ve şans nasıl öyle düşsün üstüme dizelerin durağındaki bıçak
En sonunda gerekecek ölçüsüzlüğüme uygun bir ölçüye ulaşmak

Yaşam rüzgarların kat ettiği kocaman hüzünlü bir şato gibi geçmiş olacak
Yolu niye buraya düşmüştür kimse bilmez belki her şey bir düştür
Gençken meleklerin zaferi yakındır diye söz edilirdi bana
Ah nasıl inanmışım nasıl da kanmışım sonra yaşlandım işte
Oysa ihtiyarlara kalan çok ağır ve çok kısa öyle ki rüzgar başka türlü eser onlara

Kurbana tercih edilen gölge, ey zavallılar kimse medet ummasın gelecekten
Sokakta oynayan küçük çocuklar! Sonsuz acıyorum sizlere
Görüyorum önünüzdeki her şeyi mutsuzluğu kanı ve usancı
Hatalarımızdan hiçbir şey anlamamış olacaksınız
Düşlerimizden hiçbir şey öğrenemeyeceksiniz
Hiçbir işinize yaramış olmayacağız bedelini kendiniz ödeyeceksiniz
Omzunuzun çöktüğünü görüyorum
Alnınızdaki alışkanlıkların kırışıklıklarını da

Düşünün hele bir kez canlı parmaklarını etten ellerini çarka sokanları
Durum değişsin diye ve düşünün işte kafeslerini bile tartışmayanları
İnsanın hakkı olabilir umutsuzluğa, bir anlık duraklama hakkı yokken
Ve her şey alt üst olabilir, insan insandan sorumlu ise

Büyük olaylar yaratıldı gördük, ama korkunç olanları da vardı içlerinde
Zira her zaman kolay değildir ayırt edilmesi kötü ile iyinin

Siz de geçtiğimiz yerden geçeceksiniz açık bir kitap gibi okuyorum içinizi
İçinizde çarpan kalbi duyuyorum bu kalp nasıl çarpıyorsa benim içimde
Onu nasıl eskiteceğinizi biliyorum paslandırıp onu nasıl eskiteceğinizi

Moral bozmak için söylemiyorum bunu hiç’e bakmak gerekir
Yalnız değiliz dünyada şarkı söylemek için oyunsa şarkıların tümü demektir

Ne önemi var bir varsayım gibi beni yarı yolda terk etseniz de

Ben de terk ediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu gibi

Sitem etmeyin bana gözlerimde taşıdığım gölgeden bir şeyler yansırsa dışarıya
Artık bir armağan veremem size bu karanlık aşktan başka



CEHENNEM

Hiç bir şey yaşam kadar geçici değildir
Hiçbir şey geçici değil varolmak kadar
Ne anlamı var yarının ve dünün anlamı ne
Nereden geliyorsun, gittiğin yer neresi
Diken değiştiriyor işte yüreği
Her şey anlamsız ve acımasız değil mi
Oraya şakağına daya elini
Dokun çocukluğunun gözlerine
Lambaları sönük tutmak daha iyi

Az az sessizlik oluyorsun sen
Ne var ki çabuk değil öyle yeterince
Yaşlanmak sonunda uzun iştir doğrusu
Parmaklarımız arasına kum kaçar bizim de
Bu bir utanç gibidir büyüye büyüye

Uzun bir iş bir insana bir nesne olmak
Uzun bir iş her bir şeyi feda etmek de
Ve duyuyor musun değişimleri bak
Oluşan bizim içimizde

Ey acı deniz ey derin deniz nedir saati gelgitlerin
Kaç saniye - yıl gereklidir insanın insanı saptırması için
Niçin bu kadar kolay saptırılır aşk yolundan,
Nerededir sadakat, niçin bu vazgeçiş ve ne kadar çürük yürek…


ŞARKI SÖYLÜYORUM

Şarkı söylüyorum zaman geçsin diye
Ömrümün şu son günlerinde
Don nehri üstünde bir resim gibi
Memnun edişimiz yüreğimizi
Taşlar atarken gölcük üstünde
Şarkı söylüyorum zaman geçsin diye

Harikalar gününü yaşadım siz ve ben hatırlayalım
Ve yılların duvarlarını aştım
Mucize yüklü kulaklarım
Değil ki devran eskisi gibi harikalar gününü yaşadım

Gidelim ki bu parmaklar çözülsün
Alnımız gibi şerefiyle
İlk sen gözlerinle görürsün bizden alçak bulutları
Ve dizlerimizde çayır kuşları
Gidelim ki bu parmaklar çözülsün

Evet zaman geçsin diye şarkı söylüyorum
Ve dokunaklı aşkım eğik gölgeme astığım
Şarkı söyleyerek geçiriyorum zamanı
Zaman geçsin diye şarkı söylüyorum


EZRA POUND

0 YORUM

AŞKA ÖVGÜ


Öpünce tatlı salıncağında yüreğini öyle mutluydum ki;
Sonsuz bir hazzın ve saadetin yatağında
Seninle aynı yastığın sonsuz sadakatinde
Bedenlerimiz aynı, aynı yatağın çıplaklığında
Kaç kelime konuşulur bilmem, mumlar yanarken

Ama bir boğuşmadır başlar ışıklar kararınca
Şimdi üzerime geliyor çıplak göğüsleriyle,
Bir yanda sereserpe geceliği;
Uyuyan gözkapaklarıma dayıyor dudaklarını,
Aralık ağzından duyuyorum “uykucu” dediğini,
Ne kadar kucaklaştık, ne kadar değişti kollarımız.
Kim bilir kaç defa birleşti dudaklarımız.
- Ya işte böyle bu hikaye, başlayıp biten
Kaderlerimiz birleşirken, bir yanda aşkla dolduruyorduk
Gözlerimizi
Özlenen bir gece geliyordu üstümüze
Ve ışıklar diyorduk bir daha dönmesin
Tanrılar zincire vursunlar ikimizi
Ki gün ışığı artık çözemesin.

Şaşarım aşkın çılgınlığını zamana bağlayanlara

Yağız atlar sürüp gidecek güneş,
toprak buğday arpadan,
Sular yürüyecek çeşmelere
Balıklar kuru derelerde yüzecek
Yüceliği bilininceye değin aşkın.

Varken elinizde bir fırsat, durdurmayın meyvesini hayatın.

Bakarsın kuruyan çiçeklerin yaprakları düşer.
Ve saplarından sepet örerler,
Bugün geniş havasını alıyoruz aşkların
Yarın bizi de kapatacak kader.

Gerçi bütün sevgini veriyorsan da
Gene de az veriyorsun sayılır.
Bu acılarımı değiştirmem mümkün değil.
Onunla sona erecek ömrüm,
Ama böyle geceler yaşatsak bana her daim
Yıllar boyunca uzar gider yaşamam.
Birçok geceler sürsem böyle:

Tanrı olurum ben de zaman içinde.


GUİLLAUME APOLLİNAİRE

0 YORUM

KALBİM TERS BİR ALEVE BENZER
Nihayet sen de bıkmış olursun bu eski dünyadan
Yüreğim bak işte yine bizbizeyiz

Aşk korkusu tedirgin ediyor seni
Bir daha sevilmeyecekmişsin gibi
Eski zamanlarda yaşasaydın bir manastıra kapatırdın kendini
Oysa utanıyorsun şimdi Tanrıya dua etmeye bile
Gülüşün cehennem ateşidir çatırdayan
Yaşamın dibini parlatıyor kıvılcımları gülüşünün
Bugün bu kentte yürüyorsun
Adamlar ve kadınlar kan içinde
Bir ağrı yüreklerinde, yüreklerin yerine

Olan olmuştu ve hatırlandıkça sona erişi bu güzelliğin
Acı tekrarlanacaktı
Kopkoyu umutların alevleriyle çevrili Meryem sana baktı
Utanç verici bir hastalıktır artık aşk, acı çektiren
Ölecek kadar hüzünlü, yaşamayı gerektirecek kadar umut dolu
Yaşadın çılgın gibi ve boşa geçti zaman ve sana kalan bu kalın ağrı
Sert bir alkol gibi yaşamını içtin sen

Elveda yüreğim Elveda Boynu vurulmuş güneş

MİRABEAU KÖPRÜSÜ

Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar
Ve bizim aşklarımız
Hatırlamama ne gerek var
Hüznün yolu daima bir sevince çıkar

Çal ey saat gel ey gece
Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde

Elin elimde yüz yüze kalalım her an
Geçtikçe kolumuzun kurduğu bu köprü altından
Bezgin düşmüş sular o sonsuz bakışlardan
Çal ey saat gel ey gece
Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde

Aşklar da gelir geçer bu akan su gibi
Aşklar da gelir geçer hayatın ağır oluşu gibi
Ve umudun bunca güçlü kalışı gibi
Çal ey saat gel ey gece
Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde

Geçer günler geçer günler ve haftalar
Ama ne geçmiş zaman
Ne de aşkların döneceği var
Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar

Çal ey saat gel ey gece
Günler gelip geçiyor bense olduğum yerde


e.e. cummings

0 YORUM

e.e. cummings

though love be a day

parmakların yapar erken çiçeklerini
her şeyin.
saçların çoğunlukla aşk saatleri:
bir pürüzsüzlük ki şarkı söyler,
diyerek
(aşk bir gün bile olsa)
korkma,
şaşırtıcılığımız sürüp gidecek

bembeyaz ayakların avare gezer
daima
öpüşme oyunundadır nemli gözlerin,
öyle ki onların acayipliği çok şey
söyler; şakıyarak
(aşk bir gün bile olsa)
sen hangi kıza getiriyorsun çiçekler?

senin dudakların olmak bir şeydir tatlı
ve küçük.
ölüm,seni istekler ötesinde varlıklı sayarım
buysa yakaladığın,
kaçırırsın bir başkasını.
(aşk bir gün bile olsa
ve hayat bir hiçtir, seni öptüğümü unutmame


my love is red, red rose


yağmur karanlığında,
günbatımı kapladığında
ben oturur ve seni düşünürüm

bir kutsal kenttir yüzün
öyle ki
minicik yanakların caddeleridir
gülümseyişlerin

gözlerin yarı-
ardıçkuşu
yarı-melek ve uykulu dudaklarında
öpüş çiçekleri yüzer

ve tatlı ürkek bir raks edişi var
senin saçlarının
ve sonra

senin dans şarkısı ruhun.
nadide-sevgili
tek bir yıldızsın sen ve benim
düşündüğüm sensin
my love is red, red rose

kalbim daima açık olsun küçük
kuşlara ki gizemidir yaşamanın
her neyi şakısalar daha iyidir bilmekten
ve yaşlanmıştır artık onları duyamıyorsa insan

aklım gezine dursun aç
ve korkusuz ve susamış ve kıvrak
ve gün pazar olsa da yanılmış olsam
çünkü genç değildir artık haklı çıkıyorsa insan

ve kendim yapmasam yararlı hiçbir şey
ve sen sevmesen gerçekten de öyle çok
asla olmamıştır aptalın tam böylesi ki beceremeyen
tüm göğü üzerine örtmeyi bir gülümseyişle

my love is red, red rose

taşırım kalbini yanımda(taşırım onu
kalbimde)asla onsuz değilim(her nereye
gitsem sen de gidersin, sevgilim;ve her neyse yapılan
tek başıma senin yapıtındır, sevgilim)
korkmam
hiçbir yazgıdan(çünkü yazgımsın, tatlımsın)istemem
hiçbir dünyayı(çünkü güzel dünyamsın, vefalımsın)
ve ay daima her ne anlama geliyorsa sensin o
ve güneş daima her neyi şakıyacaksa o sensin

işte en gizli sır kimsenin bilmediği
(işte kökünün kökü ve goncasının goncası
ve göğünün göğü hayat adlı bir ağacın;öyle ki büyür o
daha yükseğe umabildiğinden ruhun yada gizleyebildiğinden aklın)
bu mucizedir işte yıldızları birbirinden ayrı tutan

taşırım kalbini(taşırım onu kalbimde)

my love is red, red rose

Söylüyorum sana bir gülüşle ve senden tek yanıt yok
Senin ağzın sanki kıpkırmızı bir müzik şemsiyesi
Gel buraya
Ey sen bir gülüş değil mi hayat?

Söylüyorum sana bir şarkıyla ve sen dinlemiyorsun
Senin gözlerin vazosu gibidir gökyüzünün muhteşem sessizliğinin
Gel buraya
Ey sen bir şarkı değil mi hayat?

Söylüyorum sana gönülden ve sen şaşmıyorsun
Senin yüzün bir düş gibi bürünmüş beyaz kokulara
Gel buraya
Ey sen, aşk değil mi hayat?

Söylüyorum sana bir kılıçla ve sen sessizsin
Senin göğsün bir mezar gibi çiçeklerden daha narin
Gel buraya
Ey sen, ölüm değil mi aşk?
my love is red, red rose


Hep böyle sürmeyebilir hayat ama ben derim ki
Dudakların ki onları sevdim, değmeliyse bir yabancınınkilere
Ve narin parmakların kavramalıysa onun kalbini
Bir süre önce benimkini kavradığı gibi
İpek saçların dökülüverirse onun yüzüne
Tanıdığım bir sessizlikle ölüme yakın duran
Yada hep acıyla kıvranan sözler durmaksızın yinelenip
Çaresiz kalırlarsa kıstırılmış yüreğinin duvarlarına karşı

Olmalıysa bu, derim ki bu eğer olmalıysa-
Sen, kalbimdeki, bir haber gönder bana
Ve gideyim o yabancıya ellerine bakıp ağlayayım
Ve diyeyim ona:’al senin olsun tüm mutluluğum’

Sonra çeviririm yüzümü ve duyarım bir kuşun
Uzak kayıp ülkelerde dehşetle ötüşünü.


demek istediğim gençler efendi değiller


Demek istediğim gençler efendi değiller
Kızlarla çıkıp gittikçe daha sertleşir ve
Becerirler, pek zahmet etmezler kızlar için
gülümseyiş icad edilmiştir ne de olsa
ve kızlar tutkundur küçük aptallıklara

biri bir kızın yalnızca dudaklarıyla yada göğüsleriyle
konuşmak ister sabahlara dek, isterse kız gitsin,
kalsın yeter ki açlığına yetecek kadar şuraları buraları
biri bir haç çizer kızın en olmadık yerlerine
dışkısını bile değişmez gençler bir parça yürekle
demek istediğim gençler efendi değiller

okuyamaz ve yazamaz onlar
konuşmaya başladıklarında bilirsiniz
henüz ses çıkarabilir ama düşünce üretemez kafaları
onlar için sanat cart kaba kağıt
kafa bulacaksınız diye ödleri kopar

hissedemezler yürek yoksulu gençler
ama altlarında arabaları vardır götürürler kızları gezmeye
akıllarında ne varsa ondan söz açarlar
akılları fikirleri pantolonları içinde
(
demek istediğim gençler efendi değiller
dağları sarsar onların içgüdüsel dansları
demek istediğim gençler efendi değiller


CANER ERTAN

0 YORUM

-Paslı iğne yarası gidişin-

Şehir, kanadıma dokundu yine.
Penceremden uçuşan küller kaplıyor dalları.
Çimenler belirsiz meltemde
Şehir, kanadıma dokunurken.


-Yalnızlık-

Kiremit rengi odalarda ağladım.
Akasya kokulu mendil üzerine,
notlar iliştirirken.
Pasta tabağında frambuaz lekesi gidişin.
Dilimde yalnızlık tadı.
Gece sakince yığılıyor.
Ve sevgilim..

- Wonderful -

akasya kokar gece.
Bir adamın sesi
- merhamet tanrım… göz yaşlarıma merhamet -
diyerek, pikapta dönerken.
Ben seni düşünerek de sevebiliyorum
Anlayacağın
Bu gece ev bir hayli kalabalık.
Denedim…
sarhoş,yorgun,sakin,
umutlu gözükerek,
denedim.
Aradım sesini
Elimin gölgesinde

Neyse boş ver,Uyu bebeğim.
Bölme düşlerini.
Ben aşkı beklerim…

-Kimse sormaz İsa olup-

Hiçbir şey acıtmasın yüreğini.
Ağlama.
Kimse sormaz İsa olup.
Kimse sormaz.

Yılgın zaferlerde umut, gülümseyiştir
Eğer biliyorsan dua etmeyi
ve
duymuyorsa tanrın,
meşgulse,
ağlama.
Kinse sormaz İsa olup.
Kimse sormaz.


Abdullah Sönmez

0 YORUM

GECE SAKLANINCA KENDİ GÖLGESİNDEN

Gözlerin
Bahsedince benden
Geceye
Gökyüzünde bir mavi mağaraya
Yağmur yağacak
Gece saklanınca kendi gölgesinden

Senin için bir gül yonttum
Bu yerde bir vazgeçişten
Bir öfkeyi örseleyip bu yerde
Gül yaptım kalbim kadar kara korunaksız
Gece saklanınca kendi gölgesinden

Dokun parmaklarından vazgeçer gibi
Dokun ve unut neydi
Dokunduğun
Yanıp sönen bir kum güneşi miydi
Neydi
Tutun unutuşa ve unut
Neydi
Gece saklanınca kendi gölgesinden

Gül yaptım senin için
Al sakla
Öfkeli bir gül kalbim kadar
Çaresiz bir gül,
Belleksiz bir gül,
Dokun ona teslim al yüreğini
Ki gittiğinde ölsün
Kalbim gibi küflü bir güle dönsün
Gece saklanınca kendi gölgesinden


GÖZLERİNİN BENZEĞİ - Muhtar Remzi

0 YORUM

GÖZLERİNİN BENZEĞİ


S e v g i l i m e y g ö z l e r i n

G ö z l e r i n e y s e v g i l i m


P e r i ç i ç e ğ i g ö z l e r i n

B u l u t y e n l i ğ i g ö z l e r i n

R ü z g a r b i l e ğ i g ö z l e r i n

I ş ı k y ü r e ğ i g ö z l e r i n

G ö k e l e ğ i G ö k d i r e ğ i g ö z l e r i n




ateş ipeği gözlerin



s u ş i m ş e ğ i g ö z l e r i n
k u m b e l l e ğ i g ö z l e r i n

can yeleği gözlerin


s e v g i l i m e y a ş k g e r e ğ i g ö z l e r i n g e r e ğ i a ş k e y s e v g i l i m


g ü l y e n i ğ i g ö z l e r i n

k u r t k ö p e ğ i g ö z l e r i n

git gerçeği dön isteği b i r k e z d a h a s e v d i l e ğ i g ö z l e r i n

lalezarlar derneği


k o n u ş m a z y a t a n r ı , k o n u ş s a d i y e c e ğ i g ö z l e r i n

Gözlerin ey sevgilim Ey sevgilim gözlerin e y! e y! ey! ey! eyyyyy!

Sevgilim ey
Can verir ve can alır gülümseyerek gözlerin.


CAN KOÇ

0 YORUM

OYSA YÜREK

İşte bak
Kan böyle ağlar
Tutsak böyle ağlar
Öğren.

Neden giderken ellerini göğsümde unuttun
Çünkü bak ellerine, anılar narin ellerinde ağlar

Kum yada toprak, rüzgar yada su yada Taş
Bu nasıl bir nakkaş hiç birinde kan yok
Hepsi kan ağlar

Bir gül var kasıklarında gecenin gömülmek ağlar
Yol varılmamak, söz tutulmamak ağlar

Ya ateş nasıl ağlar
Git sor dörtyüzsksenyedi yitik güne
Her biri nasıl ağlar
Ateş nasıl ağlamasın küller bile ağlar

Neden giderken sen ellerimi göğsünde unuttun
Çünkü bak ellerime günler vurulmuş kaplanlar misali
Kederli ellerimde ağlar

O zaman çal sahte kırılganlığına tastamam acıyı
Görelim ihanet nasıl ağlar

Bir tüfek diyeceğim şimdi
Say ki bir yürek diyorum
Nişan alıpta bir adama ıskalarsa
Adam asıl o zaman gömülmek ağlar

Adam gül müdür gülün taklidi midir ki
Gül nasıl ağlarsa öyle ağlar

Sen şimdi kimsen orada
Tut bir bulut resmi çiz
Çizebilirsen.
Al o bulutu iliştir göğe
Bulut kimbilir neler yağar
Hayır gönlüne demedim göğe dedim
Yoksa bulut da ağlar
Hem gömülmek ağlar
Tıpkı gül gibi tıpkı adam gibi

Söyledim ve anladılar sanır ya her şiir
Söyleyememiştir oysa

zarar yok
ağlayacaksa o kız zaten ağlar


WİLLİAM BLAKE

0 YORUM

ASLA UĞRAŞMA AŞKINI ANLATMAYA

Asla uğraşma aşkını anlatmaya,
Aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
Nasıl hareket ederse soylu rüzgar
Sessizce görünmeden.

Anlattım aşkımı anlattım aşkımı,
Anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
Titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
Ah! Yanımdan ayrıldı.

Uzaklaşırken o benden,
Bir sahte tutku onu kandırdı
Erdemlilik sahneyi terk ederken
Asla uğraşma aşkını anlatmaya,


BIRAKIN, AH KEDERİMLE BAŞBAŞA BIRAKIN BENİ

Bırakın ah bırakın kederimle baş başa beni,
Oturacak ve solup gideceğim burada,
Ta ki hiçbir şey olmayana dek bir ruhtan başka
Ve yitirene dek bu kilden şekli.

O zaman eğer şans eseri bu ormanda,
Uçurumlara ve kaplanlara yakın yürürse biri,
Görecek gölgemi kasvetin ortasında,
Duyacak hafif bir rüzgarda sesimi.


ACIYA VERDİM DİZELERİMİ

Azgın rüzgarlar ağlıyor
Ve gece bir ölünün elleri gibi soğuk:
Gel buraya, uyku, kapsa beni
Ve sergile üzüntülerimi:
( uyku yada uyanıklık hiçbiri gelmeyecek)
Ama sarıp taşısan beni gündoğumuna
Ne değişecek: Gün doğsa yadırgar güneş dünyayı:
İşte alsın taşısın göğün kubbelerine
Acıya verdim dizelerimi: Gecenin kulağına fısıldasın
Günün gözlerini yaşartsın
Acıya verdim dizelerimi: Kükreyen rüzgarları delirtsinler
Fırtınalarla dansetsinler
Bir bulutun içindeki bir şeytan misali
Uluyan kederimle koşacağım, gecenin sabahına dek
Gideceğim onunla, o öfkeli geceyle
Tesellilerin peşine
Acıya verdim dizelerimi:
Ben geceyle gideceğim
Gecenin sabahına dek:
Beni ışık öldürecek


ROBERT BRIDGES

0 YORUM

ANILAR TARAFSIZ DEĞİLDİR

Kim bırakmış seni serbest kim
Gidiyorsun...
uzun aşk günlerinden sonra
Böyle habersiz, böyle sessiz
Bir öpücük bile bırakmadan

Kim bırakmış seni serbest kim
Gidiyorsun...
Kelimeler ne anlatabilir
Ne anlatabilir ki
Eğer bir günün bitiminde
Bir rüzgar eser ve
Sen öyle habersiz sessiz gidersen

Kim bırakmış seni serbest kim
Gidiyorsun...
Koyu gölgeler düşmüş
Yıldızlar getirmiş beraberinde geceyi
Sıcak yaz gecelerinin göklerinde yıldızlar
Bir zalim yalnızlık içindedir
Ve milyonlarca göz eğilmiş göklerden
Bakarken ikimize sadece
Kim bırakmış, kim
Gidiyorsun

Anılar tarafsız değildir
Gitme diyorlar sana
Dinle anıları, duy sesimi
Seni kollarıma sardım
Kıskaç yaptım sana kollarımı
Kim bırakacak seni şimdi kim
Gidebilesin..


WİLLİAM BUTLER YEATS

0 YORUM

YAŞLANDIĞIN ZAMAN

Bir gün senelerden sonra bir gün,dalgın uykulu
Ateşin başında düşünürken; ara bu kitabı bul
Akıp giden zamanı düşünerek anılara dal
Gözlerini yum, gözlerini, gölgeli ve duygulu

Kaç kişi gerçek yalan ‘seviyorum’ dedi gitti?
Kaç kişi değerini tam bilerek seni gönlüne sardı?
Düşün ki seni candan seven birisi vardı,
Hüznünü, nazını, gizini sevdi

Sen de soracaksın kendine benim sorduğum gibi,
Sesler gölgeler yollar, söyleyin diyeceksin;
- O sevgi, ah o değeri bilinmeyen bitimsiz hazine,
Nasıl da geçip gitti? Yitip gitti Ne zaman?


YILMAZ ERDOĞAN

0 YORUM

YILMAZ ERDOĞAN

ANLADIM..

Anladım,
En büyük yalan yemindir.
Edilir sabahları,
Gecesini hatırlamayan esnaflarca.
Aşıklar dahil

Aşkın da esnafları var
Alınır satılır aşk da,
Takas edilir reklam edilir
Ucuza düşürülür pahalıya satılır
Fiş alınmazsa bir kolaylık yapılır
Vergi kaçırmayanın icabına bakılır
Aşkın da esnafları var.
Anladım,

Anladım
Kimse üzgün değildi, bayraklar yarıya indiğinde.

Anladım,
Herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
Evet yüzümdü.
Her görüşmeye taşıdığım,
Kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
Az sütlü neskafelere şiirler iliştirdim.
Göz gördüm başka açılara ayarlı,
Ayarsız açısız bir yüz gördüm.

Her filmin sonunda ‘the end’ yazardı bir zamanlar
Film beğenilse de beğenilmese de
Ve jenerik akardı ardından,
Kiminde kamera arkası görüntüleri..
Devir çok değişti artık filmleri birden bitiriyorlar.
Salondan çıkmadan unutmak gerekiyor
İzlediğini
Ve hayal etmek vizyona yeni girecek filmi.
Anladım.

Kimsenin kimseden gizlisi olmayacak
Kimin eli kimin cebinde sorulmayacak
Kimin eli kimin dudağı kimin gözü
Sorulmayacak
Kimsenin kimseden gizlisi olmayacak

Ama kavaklar büyüyecek.
Herkesten gizli boyatmak, bir kavağın becereceği iştir ancak.
Anladım ki ağaçlar,
Toprağa acı verdikçe büyüyorlar.

Her pazartesi and içip,
Cumaları marşa basan,
Camiler dolusu yemin edip,
Taburlarca yalan söyleyen,
Bu toprakta bu ağaç
Kuruyacaktır elbet.

Anladım.
Kimseye acı vermeden,
Büyünmüyor.
Namusum ve şerefim ve
Çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
Tüfek filan değil,
Çimento icat edildi de
Bozuldu mertliğin mimarisi,
Esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.

Anladım.
Altı dükkan olsun istiyor evinin.
Ve ağlamaklı bulmuyorlar apartımanları
Bütün fabrikatörlerin hanımları.
Ve her yerde
Şube açmak istiyor.
İskender kebabını icat eden,
Büyük İskender’in çocukları
Ki gölge filan etmez.
Yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
Diyojen’le karşılaşsaydı.

Anladım.
Bursalı İskender’in,
Romalı arkadaşından daha çoktur
Uygarlığa katkısı.

Oysa;
Bu satırlarla üstünü örten ben,
Kelimelerle sargı bezi ve
Merhem yapan,
Ozanlığı en çok kendini üzen ben,
Anladım.
Sadece öğlenleri açarım yaramı.
Ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
Bu kanamalı hastanın.

Anladım.


KÜÇÜK İSKENDER

0 YORUM

KÜÇÜK İSKENDER

PERİLER ÖLÜRKEN ÖZÜR DİLER

Ayak izlerimizde ölüp erimiş peri pelerinleri
Periler birbirine düşman, pelerinler birbirine küs

Sana bugün bir mektup yazdım:
En çok
En çok güllerden sözettim
Saydam renksiz tutkun güllerden
Bir gül olmak korkusundan
Nedenini hatırlamıyorum ama ağladım
‘canım..’ diye başlanılıp
Vazgeçilmiş bir sürü kağıt parçası
Ruh parçası Aşk parçası
Buğu parçası Haz parçası
Vazgeçilmiş bir sürü kağıt parçası

Her ihtimale karşı kurşun kalemle yazılan
Ayrılık mektuplarını rüzgar taşır

Sen istesen gitmezsin
Sen bunu bana yapmazsın

Karanlığı aralık bıraksan içeri peri sızar
Sıkı sıkı kapatsan karanlığı
Ben sende mahsur kalırım
Sevişirken yüzüne düşen gözyaşım
Eski bir falcının sihirli küresi
Tut onu avucunda ve bana oku geleceğimi:
Serüvenler, aradenizler, araırmaklar, aşkla alevlenmiş günler mi?

Aşktan bana her mevsim çığ düşüyor
Kalbim aşka değil düştüğünde dar bir kuyuya düşüyor
İçinde kuğuların öpüştüğü bilinen öldürülmüş bir kuyuya

Yüzün yüzüme şüphesiz bir gizli geçitti
Saramadığım, beni saramayan bir fırtınaydı dizginsiz yüreğin gitti!
Bütün çocukluğumu çalıp da gitti.

Bir film adıydı değil mi: ‘herkes seni seviyorum der’
Ve bir şarkı adıydı: ‘bütün aşklar tatlı başlar’
‘şimdi uzaklardasın gönül hicran…’
hayati önemi olan acılardan başka ne kattık
birbirimizin yüreğine sevgilim: ‘gittiğn bu gidiş bence ölümden beter…
…’

yok bir köyde ilkkorku öğretmeniydim
dersimin adı: ölmek istemiyorum psikolojisi
öğrencilerimse: toprak ve ruh, eylem ve sis-
o kızlar arka sokaklarda yakışıklı oğlanların çirkin kalplerine yakın
kendimle savaşır ve ağlardım

bir gazeteydim:köşe yazarım: hüzün, magazin ekim: umut

sen istesen gitmezsin
sen bana bunu yapmazsın

kalbim göremeyeceğin bir köşede açan
bir yenik çiçek
kalbin ulu orta açmış bir sahte çiçek

Oysa söz vermiştik
Seninle birlikte kurtaracaktık rapunzel’i
İlk biz uyandıracaktık uyuyan güzeli ilk biz
Kırmızı başlıklı kız için kurtla dövüşecektik
Pamuk prenses’in cam tabutu başında en çok ağlayan biz olacaktık
(bugün ağlama!)
Hansel ve Gratel’e biz ormanda arkadaş olacaktık
Sen masallar severdin beni bir masala inandıracaktın
Sabahlara kadar kızmabirader de oynayacaktık

Çok uzak artık
Çok uzak
Çok uzak artık
Çok uzak

Çok geç olacak yarın. Yarın çok geç olacak. Çok geç olacak yarın. Yarın çok
olacak geç.
Yok olacak.

İnsan karanlıkta koklamamalı bir gülü
Kör olabilir tutkusundan

Bilsen öyle seviyorum ki seni
Bir tavşanın ürkek kaldırıp başını dağda
Yağan yağmuru seyretmesi gibi;

Ah sevgilim
Bu masalın sonuna kan yazdın:
Ovdun ve okşadın beni
Çıktı içimdeki cin;
Ondan ölümümü diledin.

Mayıstı.

Seni o yüzden bağışladım!
Ben en çok mayısta su içerim
Ben en çok mayısta başımı öne eğerim
İçimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar
Avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrendim ben
Ve teraslarda Leonard Cohen dinlemek en çok mayısa yakışırdı
Tiril tiril
bembeyaz bir giysiyle
Rüzgarda ayakların çıplak
Kolların saracak gibi mayısta ölüp dirilen tüm çiçekleri
Öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
Durmak
Durmak


Sevgilim periler ölürken özür diler
Sevgilim..

Kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
Bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
Eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
Tam
Tam yaza girecekken
Yazın omzuna yüzünü dayayacakken
Çekip giden
Ayaklarının altından o son sığınak terası da
Acılarının velihatı Leonard Cohen de
Çekip gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
Yani.. anlıyor musun.. mayıstı..

Seni o yüzden bağışladım!

Bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan
Biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
Ne güzel çocukluktu
Büyük çocukluktu yaptık işte
Ne yapalım, iki ömür odamıza hapsediliriz, cezamızı çekeriz, kulaklarımızdan değil yüreklerimizden çeker
Öğretirler bize
Yetişkinler gibi sevimsizce aşık olmayı, ama

Sevgilim periler ölürken özür diler
Sevgilim..

Hatırla, sana bileklerimi, sana dizlerimi
Sana topuklarımı sundum
Hatırla senin gözlerin çokulusluydu
Ve usluydu gözlerin

Bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
Bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
Telaşlanır, ağlar
Adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
Talanım!
Artanım!
Eksik kalanım!
Yarım kalanım!

Nasıl yedirdim ihanetini kendime
O dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
Her şey ama her şey elele mayıstı
Seni o yüzden bağışladım!

Uzanıp topraktan çıkardın beni
Tozumu sildin, hohladın, parlattın
Ovdun ve okşadın beni
Çıktı içimdeki cin;
Ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
Affını diledin.

Mayıstı. Mecburdum. Seni o yüzden bağışladım!
Ah sevgilim
Nihayet
Oyun biter ve yırtılır kapanırken perde

Cin düşmüş dolunaylarda ben peri
şan, sen gül
yabani.

Sevgilim
Periler ölürken özür diler

Kimi aşklar bitmesi için yaşanır
Sen bunları hiç önemseme
Git gülümse başkalarına
Beni burkulmuş bırak
Beni ısırılmış
Beni emilmiş

Sevgilim söylesene
Seni ne ağlatır
Sevgilim
Söylesene
Söz kalbine dokunabilmek için
Daha hangi biçime bürünsün
Sevgilim ağlarsan kalbin olduğuna inanacağım
Söyle seni ne ağlatır

Söylesene seni ben niçin bağışladım

Yani bir ayrılık sonrası suçlamaları
İade edilen buz tutmuş armağanlar
İade edilen öpüşmeler, sevişmeler
Çok özlediğin birinin ölümünü duymak gibi aniden
Çekip giden bir sevgili
Çekip giden bir düş
Çekip giden bir sıfır
Sana uzatılan
İlk sahte çiçeğin peşinden
Koşarak giden sen
İhanet bir kent adı mıdır sandın sevgilim

Senden sonraydı
Gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı
Ah senin zarif parmaklarına dolanmış kuğular,
Ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu
Yeryüzünde
Ümit:kurugül! Ümit:aksigül!

Biliyorum kavgada bile söylenmez bu söz ama söyleyeceğim:
Seniseviyorum

Bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine

Dağlar dağlarına dürüsttür
Dağlar sularına alev içercesine dokunurdu
Dağlar dağlarına bir kez bağlandı mı kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi
Dumanıyla
İsiyle,
Dermanıyla
İniyle,
İnlenen ismime nakış gibi işlenen yazık fermanıyla
Kapına dayanan tanrı misafiri sevdam
Aşkımla belalanan dağım!
Dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!

Bakma!
Kumumda tuz var
Bu dağ kanayacak
Aşkında ihanet var
Kalbim dağlanacak
Kızma korkma kaçma acıma ağlama utanma unutma
Ama sakın unutma Seniseviyorum

Ama senin kulağına eğilip
Dağ diye fısıldayan bu dudak
Ya elinden ya ayağından
Ya eteğinden ya alnından
Öfkelenme: öpmeyecek,
Mutlaka çok isteyecek öpmeyi fakat
Öpmeyecek, sen istemedikçe.
Sadece bir hayalet nehir gibi fışkırıp
Dört nala kan olup akacak göğsüne
Öfkelenme: senin değil
Ölü bir meleğin göğsüne

Sevgilim ağlarsan
Göz yaşların hatırlayacak
Sen ne çok şeyi unutmuşsun
Sevgilim

Söylesene
Külün de yanışının ardından ne kalır geriye
Bu kez ağla sevgilim
Ağla ki benzeyesin o yitik benzersizliğine

1-hala benden söz ediyor musun?
2-unutmak ne mümkün
3-biliyorum
4-orada olacak mısın?
5-Korkarım ki başka şansım yok. Vücudumu dolaşan tenim bunu söylüyor. Ağrıyorum. Her şeyi yitirmişim meğer, bütün eski fotoğrafları attım.
6-Hissettim bir yerlere fırlatıldığımı
Orada olacak mısın?

Bu mektubu yırt at.
Sen istemezsen gitmezsin. Sen bana bunu yapmazsın. Biliyorum.
Beni hatırlatacak ne varsa yırt at. Kalbini ve tenini ve dudaklarını…

Sevgilim periler ölürken özür diler
Sevgilim.


ATAOL BEHRAMOĞLU

0 YORUM

ÖĞRENDİM Kİ

Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.


Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.


Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!


Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.



senin için son kez

somewhere i have never travelled,gladly beyond
any experience,your eyes have their silence:
in your most frail gesture are things which enclose me,
or which i cannot touch because they are too near

your slightest look easily will unclose me
though i have closed myself as fingers,
you open always petal by petal myself as spring opens
(touching skillfully,mysteriously)her first rose

or if your wish be to close me,i and
my life will shut very beautifully,suddenly,
as when the heart of this flower imagines
the snow carefully everywhere descending;

nothing which we are to perceive in this world equals
the power of your intense fragility:whose texture
compels me with the colour of its countries,
rendering death and forever with each breathing

(i do not know what it is about you that closes
and opens; only something in me understands
the voice of your eyes is deeper than all roses)
nobody,not even the rain,has such small hands


gezip görmediğim bir yer,kıvançla ötesinde
herhangi bir yaşantının,gözlerin kendi sessizliğinde:
senin en kırılgan duruşunda bir şeyler var beni saran,
yada bir şeyler ki dokunamam çünkü çok yakınlar

en küçücük bakışın kolayca açar beni
kapamış olsam da parmaklar gibi kendimi,
sen açarsın daima taçyapraklarınca beni hani açar ya bahar
(işleyerek ustaca,gizemlice)ilk gülünü

yada isteğin beni kapatmaksa eğer, ben ve
benim hayatım kapanırız pek güzelce,ansızın,
şu çiçeğin kalbi hayaller kurarken
karın dikkatlice her yere yağışı gibi;

bu dünyada algılamamız gereken hiçbir şey erişemez
yoğun kırılganlığının gücüne:öyle ki dokusu
bağlar beni renkleriyle ülkelerinin,
sunarak ölümü ve ölümsüzlüğü her soluk alışta

(bilmiyorum nedir o şu sende olan, bir kapanan
bir açılan;yalnızca içimdeki bir şey anlar
gözlerinin sesi daha derindir tüm güllerden)
hiç kimsenin yağmurun bile yok böyle küçük elleri
e. e. cummings


SON EKLENENLER
ARSIV
  • July 2006
  • Bu sayfada yayınlanan şiirlerin tümü, aslının değişitirlmesi ile oluşmuştur. Şiirleri Yapı-bozum'a uğratan editörümüz Jan Malkoviç'tir.
  • Yapıbozum Şiirleri

  • Nilgün Marmara

  • Edip Cansever

  • Enis Batur
  • Felsefe Notlari
  • Borges Defteri
  • Şimdiye kadar

    Los Angeles Probate Lawyer
    kişi ziyaret etmiştir.

    ATOM 0.3